Kan gruplarının tanımlanması ve tasnifi/sınıflandırılması 1900lerin başında Avusturyalı Doktor Karl Landsteiner ile başlar. Geçmişi iki yüz yıla ulaşan bu tasnif ve teşhis sistemi günümüzde cerrahi operasyonlarda ağır kan kaybı durumlarında yüzlerce hayat kurtarılmasına fayda sağlamıştır. Kan grubu insanda ilik nakli gibi çok istisnai durumlarda değişkenlik gösterir.

Mizaç ilmi ise Ortadoğu ve İslam tıbbında kayıtlı tarihi antik Yunan’a kadar (tahmini MÖ. 2500 yıl) Uygur’da ise yine MÖ. 5000 yılara kadar ulaşan bir geçmişe sahiptir. Mizaç ise insanda birçok sebebe bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Bu sebepler kısaca:
İklim
Mevsim
Coğrafya
Kültür
Psikolojik etkileşimler (araz-ı nefsâni)
Bedensel hareketler (hareket ve sükûn)
Diyet ve perhizler.

Yukarıdaki etkenler insanın kan grubuna etki etmez, en fazla kan seviyesinin galebe olarak isimlendirilmesine artmasına veya “fasit” ve “gayri sıhhi” kan olarak adlandırılan eksilip sıhhat durumunun bozulmasına yol açar.

İnsanlarda kan grubu sabit olup mizaçlar ise değişkenlik gösterdiğini kısa bir izahtan sonra günümüzde bizlere tebliğ edilen kan gruplarına göre beslenme durumuna kısaca bir göz atalım.

Geleneksel tıbbın bel kemiği olan mizaç ilmi insanların kavmi, cibilli, asli ve arızi mizaçlarının olduğunu binlerce yıldır delilleriyle anlatır. Bu hususta bizim arşivlerimizde yüzlerce eser bulunmaktadır. Bugün bazı mizaç ilmi ile ilgilenen üstatlarımız hiç değilse asli mizaç tespitinde bir nirengi olarak kabul etse de insan bünyesindeki humoral denge, yine kendi cinsinden gıdalar ile itidalde/dengede tutulabilir.

Kan veya dem (sanguine), balgam (flegmatique), safra (coleretique), sovda (melancolique) asli mizaca sahip insanların belirli kan grubunda olabileceği ve sadece sıhhat durumunda kan gruplarına göre beslenmeleri gerektiği iddiası vardır. Bu iddia ne yazık ki zorlama bir iddiadır. Sadece kan gruplarından bakacak olursak genel kan grubu A Rh Pozitif olan Türkiye’nin millet olarak sovdavi (içe kapanık durağan, melankolik) bir yapıya sahip olması gerekir. Hâlbuki Türk insanının yapısı demevidir (neşeli, misafirperver, cömert, diğerkâm, hırçın ve dışa dönüktür).

Buraya kadar, kan grupları ile mizaç tespitinin mümkün olamayacağını izah etmiş bulunduk.
Şimdi ise insan hayatında en önemli yeri tutan beslenme ve diyet meselesini ele alalım.
İnsan hariç tüm varlıkların mizacı sabit, insanda ise değişkendir ve insanda mizaç gıdalarla oluşur, gıdalardan sebep bozulur ve yine gıdalarla tedavi edilir. Geleneksel tıbbın tedavi usulü “beslenme” esaslıdır. Ve ilaç hastalığın zıddıdır. Ayrıca her hastalığın da bir mizacı vardır. Kadim tıp kitapları hastalıkların oluş sebeplerini mizaç kriterleri olan sıcaklık ve soğukluk, ıslaklık ve kuruluk değişkenleri üzerinden tespit edip ilaç, kür ve diyetleri bu temellendirme üzerinden verir.

Kan grupları birbirinin aynı olan kişilerin farklı mizaç durumunda olmaları kaçınılmazdır.
A pozitif olan demevi, B negatif olan safraviler vardır. Bu durum ise iki tespit arasında bir çelişki olduğunu gösterir.

Ayrıca insanda araz-ı cismani olarak tespit edilen durumlar da oldukça sık rastlanan bir durumdur. Asli mizacı belirli bir sabitede olan hastanın sadece bir organının mizaç bakımından hastalanması durumunda bile bize vaaz edilmek istenen kan gruplarına göre diyet meselesini çaresiz bırakır.

İnsan kendi hayatiyeti içinde çocukluk; “kan”, gençlik; “safra”, olgunluk; “balgam”, ihtiyarlık; “sovda” mizaç durumlarından geçer. Fakat aynı insanın kan grubu asla değişmez.
Bir zorlama olarak kabul ettiğimiz kan gruplarına göre beslenmeyi kabul etmiş olursak, özellikle büyüme çağındaki kimi bebekleri gıda-i mutlak olarak kabul edilen buğday ve koyun etinden uzak tutmamız gerekir. Bu tarz beslenme ise büyüme çağında olan çocuklarımızda ileride telafisi çok zor bağışıklık sistemine hasar verebilecek hastalıklara karşı savunmasız duruma getirir.